Porno Çağında "Aşk"

Porno Çağında "Aşk"

Yazar: Hulusi Çakmak

(!) Uyarı: Bu yazı, yetişkinlere yönelik temalar ve cinsel içerikli terminoloji barındıran sosyolojik bir analizdir.

Porno cehennemi!...

Günümüz postmodernist insanının en büyük handikaplarından biri. Baudrillard'ın simülasyon kuramına atıfta bulunmak gerekirse bu görüngüler alemi- önceki yazımdaki adıyla aplikasyon çağı- olası partnerlerin niceliksel olarak artması sebebiyle getirdiği tatminsizliği pornoyu taklit ederek perçinliyor.

Her yönelimden çiftin pornoyu seyrederek algı bozukluğuna uğraması, potansiyel partnerlerinden pornolardaki performansı beklemesi bir veba gibi bu aplikasyon çağını sarmış durumda.

Bireyler nasıl seks yapacaklarını pornolardan mı öğreniyor?
Bu soruya tamamen evet demek doğru olmasa da, müstakbel partnerlerden bekledikleri performanslar pornoyla eşdeğer. Porno, gerçeklik algısını kıran bir illüzyon aslında. Günümüz insanının cinsel hayatını bu şekilde yönlendirmesi gerçek hayatın içinde bir "simülasyon" yaratıyor. Yani gerçek olan bir eylem, gerçekdışı bir kurama eviriliyor. Simülasyon, gerçeğin bir taklidini yaratmaktan çok, gerçekle hayal arasındaki farkı en aza
indirgeyerek gerçeği tamamen yok ediyor. Porno yarattığı "sansasyonel"le beraber her şeyi teşhir ediyor. 

Bu teşhircilik gerçeği yok sayıyor, daha doğrusu kırıp atıyor. Partnerler pornoda seyrettikleri gibi bir cinsellik yaşamak istiyorlar. Organ boyutları, partner sayıları, penetrasyon ağırlıklı deneyimler, seks süresi, pozisyonların sırasına kadar her şey pornolardaki gibi….Bu durum beklenti kavramını başımıza bela ettiği gibi finalinde de tatminsizliği, sabırsızlığı dolayısıyla da mutsuzluğu beraberinde getiriyor. Yani porno ele geçirdiği cinsellik ve aşk kavramlarını güya taklit ederek suni bir ortam hazırlıyor. 

Bu yapaylık yarattığı algılar sebebiyle tüm gerçekliği yok ederek gerçeğin önemsizleştiği, aşkın ve seksin içinin tamamen boşaldığı bir mefhuma dönüşüyor. 21. asır insanı aplikasyonlardan tanıştığı bireyleri sosyal medyada göz hapsinde tutarak, pornolardan edindiği "kazanımlar"la cinselliği ve aşkı yaşayabileceğini sanıyor.

Aşkın tensel olandan tinsel olana geçişi (ortaçağ tarihine kadar giden bir mevzu) bu görüngüler dünyasında sahteleşmeyi de aşarak yapay ve doğal ayrımını ortadan kaldırmış ütopik bile denilemeyecek bir vebaya dönüşüyor.

Bireyler, kafalarındaki ideal insan tipini, bir illüzyona, pornografikleşmiş aşk yanılgısına kurban ederek ucu bucağı bulunmayan bir melankolyaya teslim olurlar.

0 yorum

Yorum bırakın