Yazar: Hulusi Çakmak
Tarihsel süreçte sürekli sırtı sıvazlanan, romantize edilen, gündelik hayatımızın merkezine oturan "aşk", gerçekten iyi bir şey mi?
Aşk sanıldığı gibi ayaklarımızı yerden kesen, midemize kelebekler dolduran, tutkulu, hoş bir şey mi? Ya da sadece cinsel gerilimin evirilip çevrilmiş hâli mi?
Bunlara verdiğimiz tüm cevaplar ebette sübjektiftir. Shakespeare, "Venedik Taciri'nde "love is blind." der. "Aşkın gözünün kör olması hâli" edebiyatta sıkça övülse de mantığın bu denli devre dışı kalması kişiyi savunmasız bırakmaz mı?
Birçok majör depresyonun altında yatan sebeplerin başında aşk acısı geliyor. Antidepresanlara hücum etmemizi sağlayan temel sebebin aşk olması, aşka olan inancı değiştiriyor mu emin değilim. Aşık olamadığı için hayıflanan onca insanı gördükçe aşkın sevgi ve beraberlik kelimeleriyle paralel kullanılması da bu meseleyi sorunlu kılıyor. Oysa aşk, sevgi gibi kişiye alan tanımıyor. Sadece bağımlılık yaratıyor. Ayrılık sonrasında yaşanan yoksunluğun temel nedeni de bu işte. Bu yoksunluk hâlinin getirdiği yas süreci melankolyayı besliyor. Bu sürecin gereksiz uzaması, yerini saplantıya bırakıyor. Oysa sevgi güven ortamında yeşerdiği için daha sağlıklı bir duygu. İnsanı küçültmez. Karşıdaki kişi zaafınız olmaktan çıkmıştır. Sevgi besleyici ve iyileştiricidir. Daha pozitiftir. Oysa aşk için bunları söyleyemeyeceğim. Aşkın yıkıcı etkisi, daha negatif bir çağrışıma dönüştüğü için kişide derin yaralar açabilme potansiyeline sahip. Takıntı hâli bunun güzel bir örneği. Bazen aşkın eşdeğeri gibi görünen "obsesyon", çoğu durumda ağır bir halet-i ruhiyeye ve kimlik sorununa dönüşebiliyor. Sürekli mesaj bekleme, çevrimiçi olup olmadığını kontrol etme, telefon başında aramasını bekleme, kaybetme endişesi yüzünden kişinin kendinden tavizler vermesi gibi çoğaltılabilecek pek çok şey, takıntı hâline örnek verilebilir. İlişki dinamikleri açısından bu örnekler çoğu zaman ‘’normal/ doğal’’ karşılansa da pejoratif versiyonuyla arasında ince bir çizgi olduğu gerçeğini de değiştirmez. Elbette tüm bu olumsuz özellikler göz önünde bulundurulduğunda aşka karşı bir korku oluşmasın kimsede. Aşkın romantik cereyanlarından ziyade, o daha karanlık, puslu havasına işaret etmek istedim. Depresyon ve melankolya sanıldığı gibi iyi şeyler değildir. Zaten
günümüzde bu kavramları sürekli kullandığımız için onların da içleri boşaldı. Birer "trend" hâline geldiler.
Bir kişiyi arzulamak, ona tutkuyla bağlanmak, aşık olduğumuz insan için bir şeyler yapmak elbette kıymetli. Ancak destructive/ yıkıcı/ mahvedici aşktan ziyade, sevginin kollarında şifa bulma ümidiyle😊
0 yorum