Koku bazen tek bir görüntüden, sesten ya da cümleden daha kalıcıdır. Bizi yıllar önce bulunduğumuz bir eve, tanıdığımız bir insana veya geride bıraktığımızı düşündüğümüz bir ana geri götürebilir.
Adını “iz” ya da “mühür” anlamına gelen Cachet kelimesinden alan marka, kokuyu yalnızca bir esans olarak değil; insanın teninde, hafızasında ve hayatında bıraktığı kişisel bir iz olarak ele alıyor.
DESOT’S Talks'da bu ay Cachet’nin kurucusu Damla Dinçer ile markanın ortaya çıkışını, çocukluktan kalan kokuları, hafızayı ve parfümün görünmez ama kalıcı dünyasını konuştuk.
Markanın adı Cachet. Yani "iz" ya da "mühür" demek. Parfüm yapma, kendi markanı kurma fikri ilk ne zaman ve nasıl düştü aklına? Neden koku?
Aslında geriye dönüp baktığımda, bu fikrin bir anda geldiğini söyleyemem. Koku hep oradaydı; hayatımın tam ortasında, ama ben bir süre onun dilini çözmeye çalıştım. Bir şeyin seni bu kadar derinden etkileyebilmesi, kelimesiz bir dile sahip olması... Bu beni büyüledi hep. Cachet ismini seçerken de tam olarak bunu düşündüm: Bir parfüm sadece koku değil, tenine vurduğun bir mühür. Seni tanımlayan, seni hatırlatan, senden geriye kalan bir iz. Bu isim benim için hem bir manifesto hem de bir söz gibiydi. Kalıcı olmak istiyordum. Geçici değil, gerçek.
Çocukluktan bugüne seni hiç terk etmeyen bir koku var mı? Cachet'yi yaratırken o yılların esans seçimlerine bir etkisi oldu mu?
İki koku var aklımda, hiç solmadı. Birincisi annemin makyaj çantası. Çocukken o çantayı açmak bambaşka bir dünyaya açılan kapıyı aralamak gibiydi. Pudra, parfüm, ruj... Hepsinin birbirine karıştığı o koku bana feminenliği öğretti sanki. Soyut bir kavramı değil, bedensel, gerçek, elle tutulur bir feminenliği. İkincisi ise çok farklı: Uzun bir yolculuktan sonra eve ilk adımı attığım andaki koku. Herkesin evinin kendine özgü bir kokusu olduğuna inanıyorum. O koku aslında "Buraya aitsin" diyor sana. İkisi de Cachet'nin ruhunun bir yerinde yaşıyor. Biri özgürlüğü, biri aidiyeti anlatıyor. İkisi de bence parfümün özü.
Sence insan neden her şeyi arkasında bırakabilirken bir kokuyu asla geride bırakamıyor? Koku neden bu kadar inatçı bir şey?
Çünkü koku düşünmeden ulaşıyor. Bir fotoğrafa baktığında önce onu yorumlamaya çalışırsın, bir müzik parçasını duyduğunda belki düşünürsün... Ama bir koku geldiğinde beyin süzgeci çalışmıyor. Direkt oraya gidiyorsun, o anın tam içine. Bu yüzden inatçı. Çünkü mantıkla değil, içgüdüyle kayda alınmış. Ve o kayıtlar silinmiyor. Kaybettiğin birini düşün. Artık yoklar, ama bir gün kalabalığın içinde o koku gelir. Tanıdık bir parfüm, bir sabun kokusu, belki sadece ten kokusu... Ve sen bir anda oradasın yine, onlarla. Seni bir gün bir başka yerde, hiç beklemediğin bir anda bulabilir. Ben buna parfümün intikamı diyorum. Güzel bir intikam :)
Sence bu karmaşanın içinde kokuya sığınmak insanı biraz da iyileştiriyor mu?
Kesinlikle. Ve belki de en az konuşulan iyileşme biçimi bu. Her şey görsel, her şey hızlı, her şey ekranda... Koku ise tam tersi. Görünmez, yavaş ve çok sabırlı. Bir parfümü tenine sıktığında o an bitiyor ama koku saatlerce seninle kalıyor. Konuşmuyor, yorum yapmıyor, seni yargılamıyor. Sadece orada. Bence bu çağda en büyük lüks, sessizce "orada olmak." Cachet'yi tasarlarken hep şunu düşündüm: Bir kokuyu kullanan insan kendini biraz daha kendisi gibi hissetmeli. Daha az gürültü, daha fazla öz.
Damla Dinçer ile gerçekleştirdiğimiz “Cachet - Bir İzin Anatomisi” röportajının tamamı, DESOT’S Magazine’in Yavaş Yanan Şehirler özel sayısında.
Röportajın tamamını okumak için özel sayıyı keşfedin.
Cachet’nin ürünlerini ve marka dünyasını keşfetmek için:
Web sitesi: cachetcosmetics.co
Instagram: @cachetcosmetics.co
