Yazar: Hulusi Çakmak
Yunan mitinin yaramaz çocuğu, Afrodit’in oğlu Eros öleli uzun zaman oluyor. Nietzsche, 19. asırda tanrıyı öldürünce başı boş kalan insanlık iyiye gidiyorum derken daha da kötüye gitti. Sonra “iyi" ve “kötü" nün de içi boşaltılınca dımdızlak sahipsiz kalıverdi. “Ben kendime yeterim" diyen varoluşçular da egzistansiyalist panik ataklarını dev bir “yaşam krizi"ne çevirince olanlar oldu. Ha bu gümbürtünün içinde eros da payına düşeni aldı.
Eros, aşk tanrısı olarak bilinse de bizim yaşam istencimizi oluşturuyor aslında. Damarlarımızda akan her kan zerresi erostan bir parça. Gizi, sevgiyi, aşkı, coşkuyu ve tutkuyu bünyesinde barındıran eros bedenin pornografikleşmesi- pornonun bedenleşmesiyle- yok oldu, gitti.
Eros’un arkasından ağıt yakanlardan biri filozof Byung Chul Han mesela. “Eros’un Istırabı" adlı kitabında “Porno gösterime açılan çıplak yaşamdır. Eros'un hasmıdır. Bizzat cinselliği tahrip eder." dese de ona aldıran olmadı.
Çağımızın yalnız, depresif, karamsar ve melankolik insanı “aşk"ı aramak için modern ve modern olmayan çeşitli yöntemler arasa da cenazesine bile katılmadığımız Eros terk- i diyar edeli çok oldu. Yerini çeşitli tanışma aplikasyonları, arkadaşlık uygulamaları, eskort siteleri, görüntülü dating gibi adına “sanal seks" denen türlü mekanizmalar aldı.
“Porno sanal bir mekânda yapılan seks değildir sadece. Bugün gerçek seks bile pornoya dönüşmektedir."
Bu uyarıyı ciddiye almayan ve en temel dürtüsünü harekete geçiren insanlık, çeşitli kolaycılıkla ulaştığı bedeni bir “et" olarak görmekten geri durmaz. Bu doyumsuzluk yerini zamanla manevi bir tatminsizliğe bırakır. Aslında en başından beri hastadır insan lakin farkında değildir. Yedikçe yer/seviştikçe sevişir. Ama tatmin olmak bir yana mutlu bile olamaz. Çünkü içindeki yaramaz ve haylaz çocuk (EROS) öleli birkaç yüzyıl olmuş, “aşk", “aşk" deyip durduğu şey elindeki telefon ekranını sağa/ sola kaydırmasından ibaret kalmış.
Dating appleri kullanmayanlar Instagram gibi imgeler dünyasında bedenine ve pozlarına yağan like’ları saymakla uğraşırlar. “Teşhircilik toplumunda her özne kendi reklam nesnesidir. Her şey sergi değeriyle ölçülür. Teşhircilik toplumu pornografik bir toplumdur."
Bunun neticesi acı olur. Sekse, pornoya, boşalmaya, orgazma, flörte, tanışmaya, gezmeye tozmaya, fotoğraf çekmeye doyamayan insan yarattığı kriterler dünyasıyla gerçekleşmesi imkansız beklentileri ve kuruntuları doğurmaya devam eder. Bu doğum sonucunda kucağında koca bir yalnızlık peyda oluverir. Kişi bir ilişki yaşasa bile o kişiyi kaybetmekten korkmaz. Çünkü yerine "daha iyisi"ni bulabileceğini düşünür. “Next!" deyip geçer. “Tutku"nun yokluğu melankoliyi ve yalnızlığı tetikler.
Yalnızlık elbette kötü bir şey değildir. Ancak yalnız kalan bireylerin yüzde kaçı bilinçli bir tercih olarak görür bunu? Yemek yerken, sinemaya giderken, kitapçıdan çıkarken, kafede otururken bile birine ihtiyaç duyan insanlar acaba hayatlarındaki yalnızlığa dayanabilirler mi?
Bedenin ve seksin pornografikleşmesi dönemi de sona erdi. Şimdi insanlar pornografik bir tüketim malzemesi hâline geldi. Artık bizler hızlı tüketim mamulleriyiz. Tepeden tırnağa, her şeyimizle öyleyiz. Başkaları için yaşayan, gezen tozan, yiyen, içen, ilişki yaşayan birer et parçalarına dönüştük.
İçimizdeki bu “plastikleşme/ pornografikleşme/ tatminsizleşme/yapay bir imgeye dönüşme arzusunu sosyal medyayı ve dating appleri yaratarak yaptık. Oysa eros dediğimiz tutku/ aşk/ sevgi/ alışkanlık/ yaşama istenci böyle bir şey miydi?
Web’de, pornolarda, sosyal medyada gördüğümüz teşhirci imgeler miydi bu EROS?
Bu kadar pürüzsüz, hatasız, sorunsuz olması özündeki suniliği bize ispatlamıyor mu? "Halbuki erotik olanı belirleyen, çatlaklar ve içsel kırılmışlıktır."
Bu yalnızlık döngüsü şu şekilde ilerler:
Kişinin bireyselleştiği şu postmodernist dönemde kolektif olarak kurtulmak imkansızdır. Pornografi çağı tüm dehşetiyle yalnızlığı beslemeye, melankolyayı büyütmeye devam edecektir. E o zaman bizi kim kurtaracak? Belki de hâlâ bir bebek gibi bakıma ve ilgiye muhtaç olan insan, bir "birey" olduğunun sorumluluğuyla büyüyüp bu depresif/ takıntılı/ melankolik çağın öldürdüğü "aşk"ı diriltmek için önce kendisini sevecek, yalnızlığıyla barışacak imgelerin tatminsiz teşhirciliğini bir kenara bırakarak daha samimi, duygusal, doğal olana çekilecek. Sabır ve sebat tutkuyu doğuracak. Melankolyadan uzaklaşıp, imgeyi değil gerçek olanı yaşamaya cüret edecek!...
Ya da dating app ten tanıştığı kişiyi eve çağırarak beraber porno film izleyip işe koyulabilirler. Böylece yalnızlık ve depresyon çukurunda debelenmeye tam gaz devam edebilirler. Melankolikliğin bir moda akımına evirildiği bu algılar dünyasından herkese merhaba!
Referanslar:
-
Han, Byung-Chul. Eros’un Istırabı. İstanbul: Metis Yayınları, 2020.
-
Han, Byung-Chul. Şeffaflık Toplumu. İstanbul: Metis Yayınları, 2020.
0 yorum