80’ler Akımı Bize Neyi Fark Ettirdi?

80’ler Akımı Bize Neyi Fark Ettirdi?

80’ler modası ve bugünün sadeleşen renkleri üzerine

 

Yakın zamanda hepimiz sosyal medyada 80’ler akımına düştük. Astrologlar Venüs retrosu dedi, bazıları kolektif enerjinin geçmişe kaydığını söyledi. Bazı oyuncuların da akıma katılmasıyla bunun yeni başlayacak bir dizinin PR çalışması olabileceği konuşuldu. Biz fotoğraflarımızı yapay zekaya yüklerken, bir yandan da “Sakın yüklemeyin, bu challenge’lar verilerinizi elde etmek için yapılıyor” uyarıları yayıldı. Herkes akımı başka bir yerden açıklamaya çalıştı.

Peki bütün bu fikir karmaşasının ortasında bir şeyi fark ettik mi?

O dönemin renklerini.

Yapay zekanın ürettiği fotoğraflarda pembeler, morlar, maviler, parlak kumaşlar, büyük desenler ve yan yana gelmekten çekinmeyen renkler vardı. Bugün olsa birbirine fazla geleceğini düşüneceğimiz birçok renk, aynı kıyafetin içinde bir araya geliyordu.

Elbette burada gördüğümüz şey 80’lerin tamamı değildi. Zaten birçoğumuz o yıllarda yaşamadık. Dönemi aile albümlerinden, filmlerden, dizilerden ve yıllar içinde tekrar tekrar karşımıza çıkan görüntülerden tanıyoruz. Yapay zeka da bize 80’lerin gündelik halini değil, hafızalarda kalan en gösterişli yüzünü sundu.

Türkiye’de de 80’ler modasının canlı renkleri, vatkaları, parlak kumaşları ve büyük desenleri vardı. Ancak bu, herkesin ve her yerin aynı biçimde renkli olduğu anlamına gelmiyor. İnsanların ne giydiğini yaşadıkları şehir, ekonomik koşulları, sınıfsal konumları ve modaya erişimleri belirliyordu. Yani karşımızdaki fotoğraflar tarihsel bir belge değildi. Yine de bugünün estetiğiyle yan yana geldiklerinde aradaki farkı görünür kıldılar.

Şimdi kıyafetlerimize, evlerimize, kafelere ve sosyal medya hesaplarımıza baktığımızda daha sade bir renk dünyasıyla karşılaşıyoruz. Bejler, griler, beyazlar, siyahlar ve toprak tonları… Renkler hayatımızdan tamamen çıkmadı. Fakat onları kullanma biçimimiz daha ölçülü hale geldi. Sadelik de yalnızca kişisel bir zevk olmaktan çıkarak modern ve düzenli görünmenin yollarından birine dönüştü.

Moda zaten yalnızca ne giydiğimizi anlatmaz. Bir dönemin neyi güzel, çağdaş ya da kabul edilebilir bulduğunu da gösterir. Bu nedenle hepimizin benzer renkleri tercih etmesi yalnızca birbirinden bağımsız seçimlerin sonucu olmayabilir. Bazen zevk dediğimiz şey de çevremizde tekrar tekrar gördüklerimizle şekillenir.

80’ler akımından kısa süre sonra renkli eşofmanların yeniden üretime girdiğine dair haberler çıkması da bunun başka bir tarafını gösterdi. Bir estetik önce sosyal medyada dolaşıma giriyor. Görüntüler çoğaldıkça ortak bir ilgi oluşuyor. Ardından o ilgi, satın alınabilecek bir ürüne dönüşüyor. Kapitalizm yalnızca ihtiyacımız olan şeyleri satmıyor. Özlediğimiz, merak ettiğimiz ya da bir süreliğine parçası olmak istediğimiz duygulara da bir biçim veriyor. Bu kez o biçim, 80’lerin renkli eşofmanları oldu.

Belki de bu akım bize yalnızca 80’lerde nasıl görüneceğimizi göstermedi. Kendi zamanımızın ne kadar sadeleştiğini ve nostaljinin ne kadar hızlı bir ürüne dönüşebildiğini de gösterdi. Peki sizce bu sadeleşme kişisel bir tercih mi, yoksa hep birlikte öğrendiğimiz bir estetik mi?

Bir dönemin renkleri yeniden üretildiğinde nostalji yaşatılıyor mu, yoksa pazarlanıyor mu?

 

0 yorum

Yorum bırakın