Maruz Kaldığım Şeyler… Anne Ol(ma)mak Hakkında

Maruz Kaldığım Şeyler… Anne Ol(ma)mak Hakkında

Yazar: Beyza Bosna

Geçtiğimiz cumartesi akşamı saat 10'a doğru geliyordu. Akşam yemeği telaşesi bitmiş, iki saat hararetli çalışmamız sonucunda eşimle tüm ev işlerimizi halletmiştik. Sonunda istirahat vaktiydi.

Genelde akşamları kendimize vakit ayırır, günün yorgunluğunu atmaya çalışırız. Böyle sakin zamanlarda abajurun loş ışığı eşliğinde kitap okumaya bayılırım. Kitap-kahveci de değilim sadece okurum, bir şey yiyip içmem. Fakat birkaç aydır okurken odaklanma problemi yaşıyorum. Şöyle ki, kitaba başlıyorum fakat beynim arkadan düşünmeye devam ediyor. Aynı sayfayı defalarca okuduğum oluyor.

O gün de elimde “Dune Çocukları” var. Sürükleyici bir yerindeyim aslında Chani Ganimet’in bedenini bırakıp gitmek istemiyor.  O esnada kafamın içi yine alev alev, sürekli birileriyle kavga ediyor, böyle deseydim şöyle yapsaydım diye geçmişteki B. yı paylayıp duruyorum.

Konulardan biri bebek…

Evliliğimizin beşinci senesini doldururken şunu fark ettim. Bebek konusu eşim M. İle konuştuğumdan daha fazla, üçüncü kişilerle konuşuyorum. Bizim aramızda bu kadar dert olmayan ve doğru zamanı bekleyen bir hususu çevremdeki insanların “büyük dertler listesi” ne nasıl girebildi? Bu kadar önemli miyim sizin için? Sanmıyorum…

Hayatımı kökten değiştirecek bir konuyla alakalı “çocuk yap” ya da “çocuk yapma “şeklinde cümleleri emir kipiyle söyleme cüretini insanlar nereden buluyor.

Sevgili bana karışan hesap soran Allah’ın bir daha bana çocuk vermeyeceğiyle ilgili tehdit dahi eden insanlar, sabah 6:30 da işe gitmek için alarmım çaldığında, hafta içi günde 2,5 saatimi yolda geçirdiğimde, akşam 7 buçukta eve gelip 8’den sonra yemek işimizi anca halledip pestil şeklinde uzandığımda, bütün ev işlerinin dağ gibi birikip hafta sonu gezip kafa mı dağıtsak evi mi toplasak diye kaldığımız ikilem de yanımda siz mi varsınız.

Tabii ki günde sadece 2-3 saat ayırabileceğim, ilk emeklemesini ilk yürümesini ilk kelimesini belki duyamayacağım, hastalandığında her zaman yanında olamayacağım, okuldan geldiğinde kapısını açamayacağım, veli toplantılarını müsamerelerini kaçırabileceğim, doğmamış çocuğumu sizden çok daha fazla düşünüyorum.

Tabii ki alacağı eğitimi, maddi olanaklarını, akran zorbalığına uğrayıp uğramayacağını ileride savaş, su kıtlığı yaşayıp yaşamayacağını sizden daha çok düşünüyorum. Dünyanın en mutlu, suç oranı en düşük ülkesinde yaşamadığımız malum.

Ve evet itiraf ediyorum sizin için büyük ayıp ama kendi rahatımı da düşünüyorum. Gece uyumadan 10 saat uyanık ve zinde kalmam gereken işime nasıl gelebilirim, kendime vakit ayırmadan yaşamak nasıl olur, senede bir-iki hafta gittiğim tatilimde dinlenmek yerine istekleri hiç bitmeyen 3. bir yol arkadaşıyla başa çıkabilir miyim?  Bir insan oluşturacak psikoloji ben de var mı, hassasiyetlerimi öğretebilir miyim? Dürüstlük- hak yememe-adalet gibi insan olmanın temel ilkelerini ona öğretecek yeteneğim var mı?  Ve daha bir sürü cevapsız soru.

Sonuç olarak herkes kendi bahçesinin çiçeğiyle dikeniyle ve hatta gübresiyle ilgilenirse hepimiz için daha kolay olur.