Bir dizinin yeniden çekileceğini duyduğumuzda, o haberi genelde tek başımıza taşımayız. Hemen telefonu alır, yıllar önce o diziyi birlikte izlediğimiz birine yazarız: "Bak, geri geliyor" ama aslında geri gelen şey sadece dizi değildir. O dizinin hayatımızda kapladığı zaman da onunla birlikte geri gelir. Birlikte geçirilen akşamlar, o dönemde yanımızda olan insanlar, replikler, karakter tartışmaları...
Bu sadece dizilerle sınırlı bir şey değil. Eski şarkılar yeniden listelere giriyor, Y2K modası tekrar vitrinlere çıkıyor, çocukken kullandığımız telefonlar nostalji objesi oluyor. Sex and the City, Gossip Girl, The Vampire Diaries gibi diziler yıllar sonra hala yeniden izleniyor, yeni jenerasyonlar tarafından keşfediliyor; çünkü her biri bir şehri, bir arkadaşlık biçimini, bir gençlik ortamını hafızaya kazımış durumda. Off Campus gibi tamamen yeni hikayeler bile biz de tanıdıklık hissi yaratıp güvenle sarmalıyor; çünkü kampüs hayatı, yakın arkadaşlıklar, ilk aşklar, geceye uzayan sohbetler bir şekilde hep aynı duyguyu taşıyor. Demek ki aradığımız bazen eski karakterler değil, hayatın o dönemde hissettirdiği o açık, ihtimallerle dolu hali.
Nostalji dediğimiz şey, geçmişi olduğu gibi hatırlamak değil aslında. Zorlandığımız, sıkıldığımız anlar zamanla siliniyor; geriye arkadaşlıkların sıcaklığı, müziklerin verdiği his, o dönemin kendine has heyecanı kalıyor. "Eskiden her şey daha güzeldi" dediğimizde, çoğu zaman geçmiş hakkında değil, bugün eksik hissettiğimiz şey hakkında konuşuyoruz.
Fransız sosyolog Maurice Halbwachs, hafızanın tek başımıza sakladığımız bir arşiv olmadığını söyler. Hafıza, başkalarıyla konuşarak, aynı görüntüleri paylaşarak ve bir şeyi tekrar tekrar hatırlayarak kurduğumuz toplumsal bir alandır. Bir diziyi evde yalnız izlemiş olabiliriz; ama ertesi gün okulda/işte/evde konuşulan bölüm, bir replik üzerine yapılan şaka, "sen hangi karakteri seviyordun?, hangi karaktere aşıktın?" diye başlayan bir sohbet, o diziyi kişisel bir anıdan çıkarıp paylaşılan bir hafızaya dönüştürür.
İlginç olan, bir dönemi yaşamamış olmanın da bu bağı kurmaya yetmesi. Halbwachs'ın "canlı bağ" dediği şey de tam bu: aileden kalan eski fotoğraflar, anlatılan hikayeler, dinlenen müzikler, hiç tanık olmadığımız bir zamanı bile bize yakın hissettirebiliyor. Diziler de aynı şeyi yapıyor. 90'ların ya da 2000'lerin estetiğine, o dönemin dizilerine hiç yaşamamış birinin ilgi duyması bu yüzden hiç de garip değil.
Halbwachs'ın bir başka önemli noktası da zamanla ilgili: hayat sadece yıllar geçtikçe ilerlemiyor; okul, üniversite, ilk iş, biten bir ilişki gibi toplumsal dönemeçlerle bölünüyor. Bu yüzden bazı diziler zihnimizde sadece bir hikaye olarak kalmıyor, hayatımızın belirli bir dönemine yerleşiyor. Bir jenerik müziği, okul koridoru, dizinin geçtiği şehir/ülke... hepsi o dönemi bir anda geri çağırabiliyor. Eski dizilerin bu kadar tanıdık gelmesinin sebebi de bu: aslında hatırladığımız hikaye değil, o hikayenin bağlı olduğu zaman.
Bunu yapım şirketleri ve kültür endüstrisi de gayet iyi biliyor. Yeni bir hikayenin izleyiciyle bağ kurması zaman alır; ama eski bir dizide bu bağ çoktan kurulmuştur. Tanıdık bir isim, unutulmayan bir müzik, yıllar önce sevilen bir mekan bile insanı ekrana geri çekmeye yetiyor. Yani yeniden çekimler sadece yaratıcı bir tercih değil, geçmişte oluşmuş duygusal bağı yeniden kullanan, oldukça güvenli bir yöntem.
Ama burada ince bir çizgi var: bir diziyi özlemekle, onun devamını gerçekten görmek istemek her zaman aynı şey değil. Çünkü bazen geçmişe dönmek isterken, geçmişin değiştiğini görmek istemiyoruz. Hafızamızdaki dünya belirli bir yaşta, belirli bir arkadaşlıkta donup kalmış. Yeniden çekimler ise o dünyayı bugünün koşullarıyla yeniden kuruyor. Aradaki fark büyüdüğünde, nostaljinin yanına hayal kırıklığı da eklenebiliyor. Çünkü bazı hikayeleri değerli yapan, yeniden başlamaları değil; hafızamızda tamamlanmış ve olduğu haliyle kalmış olmaları.
Sonuçta eski dizilerin yeniden çekilmesinin sebebi, geçmişin hala çok güçlü bir duygu barındırması. Bazen bir karakteri özlüyoruz, bazen bir şehri, bazen hiç yaşamadığımız bir dönemin havasını. Ama aslında aradığımız şey çoğu zaman eski bir hikaye değil, o hikayeyi izlerken hayatın daha açık göründüğü, geleceğin henüz bu kadar netleşmediği, kendimizle ilgili hala pek çok ihtimalin var olduğu zamanki kendimiz.
Bu yüzden soru yalnızca “Bu dizi neden yeniden çekiliyor?” değil. Biz neden hala o dünyalara geri dönmek istiyoruz?
Geçmişi mi özlüyoruz, yoksa o geçmişin içindeki kendimizi mi?
0 yorum