Faruk İncioğlu’nun Tuhaflıklar’ı üzerinden yabancılaşma, aidiyet ve gündelik hayat üzerine sosyolojik bir okuma
Tuhaf olan gerçekten insan mı, yoksa içinde yaşamaya çalıştığı hayat mı?
Faruk İncioğlu’nun ilk kitabı Tuhaflıklar, öykü, deneme, anı ve iç konuşma arasında dolaşan 14 anlatıyı bir araya getiriyor. Bir oda, uzak bir köy okulu, bir iş yeri, değişen bir mahalle, bir baba ile çocuğun aynada karşılaşan bakışları…zamanlar, mekanlar ve anlatıcılar değişse de metinler benzer bir sorunun çevresinde buluşuyor: İnsan, kendi hayatına nasıl yabancılaşır?
Kitabın anlattığı hayatlar ilk bakışta birbirinden uzak görünebilir. Fakat metinlerin içinde ilerledikçe onları birbirine bağlayan ortak bir duygu beliriyor. İnsan bazen yaptığı işle, bazen yaşadığı yerle, bazen çevresindeki insanlarla, bazen de kendi geçmişiyle arasına giren mesafeyi fark ediyor. Uzun zamandır içinde bulunduğu hayat, bir noktadan sonra ona tanıdık gelmemeye başlıyor.
Yabancılaşma yalnızca kişisel bir duygu mu?
Yabancılaşma çoğu zaman insanın iç dünyasına ait bir sorunmuş gibi düşünülür. Kişinin işini sevmemesi isteksizlikle, geçinememesi yeterince çabalamamasıyla, kendisini dışarıda hissetmesi ise uyumsuzluğuyla açıklanır. Böyle bakıldığında insan, yaşadığı her sıkışmışlığın tek sorumlusu hâline gelir.
Oysa kişisel sandığımız deneyimler, içinde yaşadığımız ekonomik ve toplumsal koşullardan bağımsız değildir. Çalışma biçimimiz zamanımızla kurduğumuz ilişkiyi, kurumlar hareket alanımızı, toplumsal beklentiler ise kendimizi nasıl değerlendirdiğimizi etkiler. İnsan yalnızca kendi kararlarının değil, kendisinden önce kurulmuş ilişkilerin ve düzenlerin içinde de yaşamaya çalışır.
Sosyolog C. Wright Mills’in “sosyolojik tahayyül” olarak tanımladığı bakış tam da burada önem kazanır: Bireyin yaşadığı kişisel sıkıntılarla toplumun ürettiği kamusal meseleler arasında bağ kurabilmek. İşsizlik yalnızca bir kişinin başarısızlığı, yaşlılık yalnızca bedenin yıpranması, yalnızlık yalnızca çevrede kimsenin olmaması değildir. Her kişisel deneyimin arkasında bir dönem, bir kurum, bir toplumsal rol ve başkalarıyla kurulmuş ilişkiler vardır.
Tuhaflıklar bu düşünceyi doğrudan açıklayan bir sosyoloji kitabı değil. Ancak farklı anlatıcıların hayatlarına bakarken kişisel olanla toplumsal olan arasındaki bağı düşünmeye açık bir alan yaratıyor.
Mekanlar yalnızca birer arka plan değil
Kitapta okul, iş yeri, oda, mahalle ve otomobil yalnızca olayların geçtiği yerler olarak kalmıyor. Her mekan, içindeki insanın zamanla, başkalarıyla ve kendisiyle kurduğu ilişkiyi değiştiriyor.
“Bir Tuhaf Okul”da uzak bir köy okulu; dokuz öğrenci, bulunamayan ders kitapları, soba ve ağır kış koşulları üzerinden eğitimdeki eşitsizliği gündelik hayatın içinde görünür kılıyor. Fakat anlatı yalnızca imkansızlıklardan oluşmuyor. Çocuklarla ve Eleni adlı köpekle kurulan bağ, dayanışmanın ve aidiyetin en beklenmedik koşullarda bile ortaya çıkabileceğini gösteriyor.
“Bir Tuhaf Yaşlılık”ta mahalle, yaşlanan bir insanın geçmişini ve toplumsal konumunu taşıyor. “Bir Tuhaf Ayna” ve “Bir Tuhaf Gülüş”te ise aile, çocukluk ve hafıza öne çıkıyor. Bir çocuğun bakışı ya da gülüşü, geçmişle bugün arasında yeni bir bağ kurabiliyor.
Bu nedenle Tuhaflıklar’daki yabancılaşma yalnızca karanlık ve kopuşla ilgili değil. Kitapta anneye dönüş, çocuklarla kurulan ilişki, aile, sevgi, hatırlama ve yeniden tutunma ihtimali de var. İnsan bazen yaşadığı hayata yabancılaşırken bazen de küçücük bir ilişki sayesinde onunla yeniden bağ kuruyor.
Normal sandığımız şeylere yeniden bakmak
Tuhaflıklar, bize hiç bilmediğimiz hayatları anlatmıyor. İşte, okulda, ailede ve insan ilişkilerinde karşılaştığımız; zamanla alışıp sorgulamayı bıraktığımız durumlara yeniden bakmamızı sağlıyor.
Bir toplumda “normal” kabul edilen her şey doğal, doğru ya da değişmez değildir. Bazı durumlar yalnızca uzun zamandır tekrarlandığı ve başka türlü bir hayatın mümkün olduğu unutulduğu için olağan görünür. Bu nedenle kitapta tuhaf olanı ararken yalnızca karakterlere bakmak yeterli değildir. Onları çevreleyen mekânlara, kurumlara, beklentilere ve ilişkilere de bakmak gerekir.
Belki de asıl tuhaflık, yabancılaştığımız hayatı ne zaman normal kabul etmeye başladığımızı artık hatırlamamamızdır.
Tuhaflıklar
Faruk İncioğlu
Alden Yayınları
Bu içerik DESOT’S Editoryal İş Birliği kapsamında hazırlanmıştır.
0 yorum