Yazar: Hulusi Çakmak
Görüldü atmak, geç cevap vermek, mesajı yana kaydırmak…
'İletişim' çağının en büyük handikapları bunlar…
Bu kadar çok iletişim kurabileceğimiz kanal varken hâlâ neden iletişim kuramıyoruz?
İstemiyor muyuz?
“İletişimsizlik” bir veba gibi hayatımızı sarmış durumda. İlişkiler çiğ, hızlı ve sanal. Salt cinsellik değil mesele. Güven ve sevgi gibi temalar da sohbet içeriğinde herkesin ütopik-romantik- arkaik altın kriteri hükmünde. Ama sadece o kadar. İlişkiler de sanallaştığından tüm bu değerler de eriyip gidiyor. Yapaylık, ciddiyetsizlik ve tahammülsüzlük yarış hâlinde. Herkes şikayetçi. Kimse çözüm yolu üret(e)miyor. Acaba işimize mi geliyor böyle yapmak?
İlişkilerin aplikasyonlarda "merhaba" ile başlayıp çeşitli kanallardan devam etmesi, yazışıp durmak, bir haftayı bulmayan flörtçülük oyunları, "lovebombing", "ghosting" gibi terimlere sürekli yenilerinin eklenmesi…
Aplikasyon, porno, görüngüler çağı tüm azametiyle karşımızda. (Önceki yazılarımda değindiğim gibi)
Atılan bir mesajı yana kaydırıp üç saat sonra cevap vermek "cool"luk değil. Ama öyle sanılıyor. Anında yanıt vermek, "hep onu düşündüğümü sanacak" izlenimi veriyormuş (!) “Gurur" kelimesi bağlamından koparılmış bir biçimde kullanılıyor. Sevginin sebat işi olduğu göz ardı ediliyor. Tüketim çağında gerçek sevgiye aç kalmış insan yığınları kalıyor geriye. Gerçekten sevgiyi tatmamış olabilir mi bunca insan? Herkes mi böyle?
Bazen sevse de kendini geri çekmek zorunda kalabilir insan. Özellikle bu görüngüler aleminde. İlgiyi gizleme ve kaçış bu kadar "trend"ken. Yeşilçam filmleri ve müzikaller tadında ilerlemiyor hayatımız. Aşk da öyle. Aşk tenselliğini Chuck Palahniuk romanlarında yitirmiş hâlde. Cinsellik de artık tatmin etmiyor 21. asır insanını. Her şeyin "basit" olması, aşkı da yavanlaştırıyor. Aşk, bu dönemde olduğu kadar hiçbir zaman ruhanî, tinsel, ütopik, felsefik bir kavrama dönüşmemiştir. Aşka erişmek bu kadar zor mu?
İletişim kuramayan, aşka erişemeyen insanlık bu kadar çeşitlilik karşısında ne yapsın? Yalnızlık hâli bir evreden öte, genel bir duruş-bakış hâlini alıyor. Hatta insan ömrünün belli bir dönemi. İnsan çeşitliliği, psikolojisi, sosyolojik farklılıklar, deneyimler, vb. göz önünde bulundurulduğunda maalesef genel geçer bir reçete vermek pek de mümkün değil. İnsanlık olarak değer vermeyi, zaman ayırmayı ve önemsemeyi unuttuk. Ama tüm bu unuttuğumuz şeyleri hep başkalarından istiyoruz. Magazin dergileri ve ilişki blogları önceden "yüzeysel ilişkiler"den bahsederdi. Oysa şimdi "yüz"ü bile kalmadı ilişkilerin. Tüketim çağında her şeyi o kadar hızlı bir şekilde tüketip bitirdik ki çaresizlikten dönüp duruyoruz etrafımızda. Her ne kadar "reçete" istiyorsak da aslında "reçete"nin varlığına da inanmıyoruz. Kaotik, pejoratif, pesimist bir son bizi bekliyor gibi.
Ne dersin?
0 yorum